16 views
Her ne kadar artık kadınlar kendi kazandıkları paraları harcıyor olsalar da, erkekler ”alışverişe çok para harcıyorsun hayatım” cümlesini kurmaktan kendilerini alıkoyamazlar… Eğer böyle bir cümle kurmayı cesaret ediyorsanız, peşinden gelecek aşağıdaki cümlelere de hazırlıklı olun:
“Dilediğim gibi harcarım paramı, senden çok kazanıyorum ne de olsa!”, “Senin gibi pintilik yapıp senede bir alışveriş yapıp her gün aynı kıyafetle gezmektense çok para harcayıp alışverişyapmayı tercih ederim”, “Sanki senin paranı harcıyorum, sana ne oluyor ki!”
Onu kıskandıracak hareketlerden kaçının!
Yan masanızdaki kadın çok alımlı ve tatlı olabilir, bu sizin ona kaçamak bakışlar fırlatmanıza, hatta abartıp “ne hoş kadınmış” demenize bir bahane asla olamaz! Unutmayın, kadınlar kıskançtır ve kendilerinden güzel olan kadınlara tahammülleri yoktur. Eğer onun yanında başka bir kadınabakıyorsanız, fotoğraftaki gibi başınızdan aşağı bir kadeh şarap dökme ihtimali var sevgilinizin…
Ona asla “kendine bak” demeyin!
Kadınlar her zaman bakımlı olacak diye bir kural olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz!Kadınlar bazı günlerde, özellikle de regl dönemlerinde, paspal gezmek isterler. Bırakın makyaj yapmayı, saçlarını taramayı dahi istemezler.
Böyle günlerde sakın ona “kendine bak biraz” demeyin, sizi hemen paralayabilir “sen beni beğenmiyor musun” diye… Unutmayın kadınlar her halleriyle güzel olduklarını duymak isterler!
Yanında oyun oynamayın!
Erkeklerin bilgisayar veya video oyunlarından ne kadar haz aldığı tartışmasız bir gerçek, ancak bir diğer gerçek de kadınların erkeklerin bu tutkusunu anlamamaları… Ona istediğiniz kadar “hayatım en heyecanlı yerinde” deyin, sizi anlamayacaktır ve oyunu kapatıp kendisiyle ilgilenmediğiniz için size fırça kayacaktır.
En iyisi o yanınızdayken oyun oynanamamanız, aksi takdirde “sen beni mi daha çok seviyorsun, yoksa oyun oynamayı mı” sorusuna cevap bulmak zorunda kalırsınız.
Onu hizmetçi gibi görmeyin
Anneniz her şeyinizi önünüze hazır olarak sunmuş olabilir, ev işleriyle uzaktan yakından ilginiz olmayabilir. Size hak veriyoruz bu konuda ama bu durum sevgilinizi / eşinizi hizmetçi gibi görmenize neden olmamalı, değil mi?
Ona sürekli iş vermeye kalkarsanız ve her şeyi ondan beklerseniz bir süre sonra “yeter artık” diyebilir ve şakayla karışık sizi evden kovabilir…
Onunla tartışmaya girmeyin!
Ne kadar haklı olursanız olun, kadınlar her zaman üste çıkarlar ve tartışmalarda kendilerini haklı bulurlar!
Eğer onun tırnakları arasında parçalanmak ve laflarını yemek istemiyorsanız uysal bir şekilde “haklısın sevgilim” deyip tartışmayı uzatmamanızı öneririz. Kadınların çok dırdırcı olduğunu unutmayın!
Onu cinsel bir obje olarak görmeyin!
Kadınlar kendilerinin cinsel bir obje olarak görülmesinden nefret ederler. Kendisini tatmin edip yatakta hemen arkasını dönen erkeklere sinir olurlar. Yatakta sevgilinizin ruhunu okşayın, önsevişmeyi uzatın, onun zevk aldığına emin olmadan geceyi bitirmeyin.
34 views
Pahalı ve basmakalıp değil, zevkinize uygunhediyeleri tercih etmesi.
Sizinle birlikte olmak için başka bir şehre taşınmaya razı olması.
Sabahları harika göründüğünüzü düşünmesi.
Ona yazdığınız aşk mektuplarını yıllar sonra bile özenle saklaması.
Sizinle sevişmeye ayırdığı kadar konuşmaya da vakit ayırması.
Babanızın tuhaflıklarının ya da annenizin kaprislerinin ailenizi sadece daha “renkli” yaptığını düşünmesi.
Siz vıdı vıdı ederken bile gözlerinizin içine sevgiyle bakması.
11 views
Lazer Epilasyon günümüz teknolojisinde epilasyon konusunda gelinen en son noktadır. Lazer epilasyon ‘da amaç, kıl üretimini gerçekleştiren kıl kök hücresini lazer ışığı ile tahrip edip bir daha kıl üretmesini tamamen engellemektir.
Tahrip edilerek yok olan kıl hücresinin de bir daha kıl üretmesi mümkün olmadığından epilasyon yöntemleri arasında lazer epilasyon en iyi epilasyon yöntemidir.
Tüm dünyada, her gün milyonlarca kadın ve erkek istenmeyen tüylerinden kurtulmaya çalışmaktadır. İstenmeyen tüyleri olan her kişi için her yeni gün bir başka “tüylü” gün ve bunlardan kurtulmak için çaba demektir.
Aynı zamanda genetik, hormonal, ilaçlar ve diğer sebepler bağlı olarak ortaya çıkmış olan aşırı kıllanma sorunundan kurtulmak için de epilasyon uygulamaları yapılmaktadır.bu amaçla epilasyon uygulamaları mevcut kıllanma sebebinin tedavisi ile birlikte veya sonrasında uygulanmaktadır.
Tarih boyunca özellikle kadınlar vücutlarında istenmeyen kıllarla mücadele etmiş, kalıcı olarak bu kıllardan kurtulmak istemiştir.
Bu amaçla tarihsel olarak ağda, cımbız, iğneli epilasyon yöntemlerini uygulanıldı.
Tüm bu yöntemler uygulama zorluklarının olması ve kalıcı tedavi sağlayamadıkları nedeniyle yerini daha konforlu ve etkin tedavi yöntemi olan epilasyon uygulamalarına bıraktı. 90’ lı yıllarla bu yana tüm dünyada ışık enerjisi ile epilasyon uygulaması başarıyla ve güvenle uygulanıyor.
1 views
Doğum, kadın için en önemli yaşam olaylarından biridir. Doğum sonrası dönem aileye yeni bir üyenin katılması ile yeni bir düzenin kurulduğu bir dönemdir. İşte bu dönemde kadınların yaşadığı ruhsal çalkalanmalarla ilgili bilinmesi gerekenleri Amerikan Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nden Dr. Gülçin Arı Sarılgan şöyle anlatıyor:
“Kadınlar doğum sonrası ilk yıl içinde, psikiyatrik hastalıklar (anksiyete bozuklukları, obsesif kompulsif bozukluk, depresyon ve nadiren psikoz) açısından anlamlı risk altındadır. Ancak depresyon bu hastalıklar açısından en baskın olduğundan doğum sonrası psikiyatrik hastalık dendiğinde ilk akla gelen doğum sonrası depresyondur. Sıklığı yüzde 5-20 olarak bildirilmekle beraber, genel bazal sıklığının yüzde 10 olduğu kabul edilir.
Doğum sonrası depresyon bulgularının, doğum sonrasındaki ilk günlerde sıklıkla görülen “Postpartum Blues ya da Lohusalık Hüznü”nden ayırt edilmesi güç olabilir. Postpartum Blues, yeni doğum yapmış annelerin yüzde 50-70‘inde görülen normal sınırda olan bir üzüntü veya endişe hali, kolay ve sık ağlama, en yakınlarına sıkıca bağımlılık tablosu şeklinde ortaya çıkar.
Bu durum genellikle en fazla 10 gün sürer ve belirtiler kendiliğinden yakınların sosyal desteği ve ilgisiyle kaybolur. Lohusalık Hüznü’nün sebepleri; kadında doğumla birlikte ani gelişen hormonal değişiklikler, doğum süreciyle ve bebekle ilgili endişeler ve annelik rolünün kadına getirdiği sorumlulukların farkındalığı sayılabilir. Daha nadir olarak doğum yapan her 10 kadından birinde daha şiddetli bir depresyon tablosu gelişebilir. Doğum sonrası depresyon genellikle daha geç 2.-8. haftalar arası başlar ve en çok bir yıl kadar sürer. Tedavi görmeyen kadınlarda 3 ay ile 1 yıl arasında kendiliğinden düzelebilir. Annenin bebeğine karşı ilgisizliği veya hostil duyguları ön plandadır. Anne bebeğine yeterli bakımı vermemekten ve hatta bebeğine zarar vermekten korkabilir.
Ağır depresif belirtiler yanında intihar düşünceleri ya da girişimleri görülebilir. Doğum sonrasında ortaya çıkan ağır bir depresyon, kadının ileriki yaşamını da etkileyecek Bipolar Bozukluk-Manik Depresif Hastalığın ilk atağı da olabilir. Bu nedenle doğum sonrası depresyon geçiren kadınlar psikiyatri uzmanı tarafından uzun süreli olarak izlenmelidir.
Bazı risk etmenlerini taşıyan kadınlarda doğum sonrası depresyonun daha sık görüldüğü bilinir. Bu risk etmenleri kadının ya da eşinin işsizliği, sosyal desteğin yetersiz olması, evlilik sorunları, beklenmedik yaşamsal olaylar (ölüm, ayrılık gibi), planmamış gebelikler, multiparite, daha önceki gebeliklerde depresyon geçirilmesi, yüksek riskli gebelik yaşamış olması, kayıpla sonlanan gebelik ve doğum deneyimleri, erken anne-bebek ayrılığı ve bebeğin bakımı ile ilgili duyulan kaygılardır. Annenin ailesinde geçirilmiş “Doğum sonrası Depresyon” öyküsü de riski artıran bir etmendir. Bir ya da daha fazla risk etkeni taşıyan kadınların doğum sonrası depresyon için taranması önerilir. Tarama için en sık kullanılan yöntem Edinburgh Postpartum Depresyon Skalası’dır.
Biyolojik faktörler, gerek genetik gerekse hormonal, yeni doğum yapmış olan kadının anksiyete eşiğinin düşmesine, günlük stres yaratan durumlarla daha zor baş etmesine sebep olur. Genetik etkenlerin üstünde durulmasının sebebi postpartum depresyon gelişen kadınların birinci derece akrabalarında mizaç bozukluğu oranının normal popülasyona göre daha yüksek olmasıdır.
Hormonal sebepler incelendiğinde, bazı veriler östrojen hormonunun rolü olduğunu düşündürse de yapılan araştırmalar bunu desteklemedi. Gebelik boyunca yüksek olan östrojen düzeylerinin doğumla birlikte ani düşmesinin postpartum depresyon ile ilgili olmadığı görüldü. Kortizol düzeyinin etkisini değerlendiren arştırmalarda da anlamlı bir sonuç çıkmadı. Bazı araştırmacılar, doğum sonrası geçici tiroid disfonksiyonunu doğum sonrası depresyon ile ilişkilendirdiler. Depresif mizacın tiroit bozukluğu ile ilgili olabileceği düşünülür.
Doğum sonrası depresyon ele alındığında anne sütü ile beslemenin olumlu ve olumsuz etkileri olabilir. Anne sütü veren kadınlar, kendilerine ayıracak zamanlarının çok az oluşu, emzirme nedeniyle uykusuz kalmaları, ilaç kullanmaları gerektiğinde bebeğe zararı olacak endişesi duymaları gibi nedenlerle kolaylıkla negatif duygu durumuna girebilirler. Bunun yanında anne sütünün hızla kesilmesinin bazı hormonal değişiklikler yoluyla depresif belirtileri daha da kötüleştirdiği düşünülür. Yapılan bir çalışmada doğum sonrası depresyonu olan ve anne sütü kesilen 51 kadından yüzde 83′ünde depresyonun anne sütünün kesilmesinden sonra başladığı, 17′sinde ise depresyona bağlı olarak anne sütünün kesildiği, ayrıca depresyonun ağırlığının anne sütü ile besleme süresini anlamlı olarak etkilemediği gösterildi.
Doğum sonrası depresyon sık görülmesine karşın çoğu kez tanı konulamaz. Bu durumun başlıca nedenleri kadının negatif duyguları nedeniyle kendini yalnız hissetmesi veya kaygılarından utanması, rutin kontrol için çağrıldığı doğum sonrası 6. haftaya kadar doktorla görüşme olanağı bulamamış ya da hangi bölüme başvuracağını bilememiş olması, yeni doğan bebeğin verdiği heyecanla yakınmalarını dile getirememesi olabilir. Ayrıca çevrenin ilgisinin daha çok yeni doğan bebek üzerinde oluşu sebesibiyle doğum sonrası depresyonu atlanabilir.
Ülkemizde doğum sonrası depresyon ile ilgili yapılan çalışmalar oldukça yetersizdir. Çok merkezli ve büyük sayıda gebenin doğum sonrası takibi ile yapılacak çalışmalar ile Türk toplumuna özgü risk faktörleri daha net saptanabilir. Sağlık çalışanları, anne ve bebek için ciddi tehdit oluşturan bu hastalığa karşı daha duyarlı olmalı ve uygun müdahale zamanında yapılmalıdır. Doğum sonrasında annenin uyku düzenini sağlamak konusunda anneye yardımcı birinin varlığı ile çoğunlukla annedeki kaygılar ve hüzün hali kendiliğinden kaybolur. Ancak bazen doğum sonrası depresyon belirtilerinin şiddeti çoğalabilir, bu durumda annenin emzirmeyi bırakması önerilir ve antidepresan tedaviye başlanır.
Hasta yakın takibe alınır ve ayrıca hastanın eşiyle de görüşme yapılarak durumu hakkında bilgi verilir. Destekleyici terapi uygulanır. Tablonun şiddetli olduğu bazı durumlarda psikiyatrik hospitalizasyon düşünülebilir. Depresyon çok şiddetli ise elektroşok tedavisi düşünülebilir. Eğer doğum sonrası depresyon erken dönemde ve yeterince tedavi edilmezse, yıllarca sürebilen tedavisi zor bir hale dönüşebilir.”
2 views